Fabrik Kitap ve Ruhsatsız Dergi’nin düzenlediği buluşmada Hasan Harmancı, Ben, Fahriye ve Türkiye romanının omurgasını, karakterlerin taşıdığı anlamları ve metnin oluşum sürecini Sultanahmet’te okurlarla paylaştı. Kadir Tepe’nin moderasyonundaki program, katılımcıların sorularıyla genişleyerek romanın arka planını farklı yönleriyle ele alan verimli bir edebiyat gününe dönüştü.

Fabrik Kitap ve Ruhsatsız Dergi iş birliğiyle düzenlenen buluşmada, Fabrik Kitap etiketiyle yayımlanan “Ben, Fahriye ve Türkiye” romanının yazarı Hasan Harmancı, Sultanahmet’te okurlarını selamladı. Şehrin uzun geçmişi, romana dair konuşulan her başlığın yanında sükunetli bir arka plan gibi durdu; katılımcılar hem şehrin hem metnin taşıdığı seslerin içinden ilerleyen bir buluşmaya tanıklık etti.
Söyleşi editörümüz Kadir Tepe’nin moderasyonuyla başladı. Harmancı, romanın ilk adımını anlatırken “Ben, Fahriye ve Türkiye” üçlüsünün zihninde birden beliren bir birliktelik olmadığını, yıllar içinde kendi kendine oluşan bir çağrışım zincirinin sonunda ortaya çıktığını söyledi. Yazar, bu üçlünün bir romanı ayakta tutabilecek bir çekim gücü taşıdığını hissettiği anda yazıya yöneldiğini aktardı.
Konuşmada anlatıcının sık sık tekrar ettiği “yok gibiydim” cümlesi ön plana çıktı. Harmancı bu cümlenin hem kişisel bir duygu hâlinin yansıması olduğunu hem de belirli dönemlerde büyüyen kuşakların ortak bir sessizliği olarak okunabileceğini belirtti. Bu ifade, romanın iç hattını oluşturan ana damar olarak okurlara sunuldu.
Fahriye karakteri üzerine yapılan değerlendirmeler buluşmanın en hareketli bölümlerindendi. Fahriye’nin kararlı ve içten gelen hareketliliğinin, anlatıcının geri çekilen hâline bilinçli bir karşılık oluşturduğunu söyleyen Harmancı, bu karşıtlığın romanın ilerleyişini belirleyen temel unsur olduğunu ifade etti. Katılımcılar, Fahriye’nin metni hangi noktada ileri taşıdığı, anlatıcıyla ilişkisini nasıl kurduğu ve eserin genel tonuna ne kattığı üzerine sorular yöneltti.


Fahri Baba’nın metindeki yeri de tartışmaların önemli başlıklarından biri oldu. Harmancı, Fahri Baba’nın tiratlarının tek bir kişi ya da otoriteyi hedef almadığını, daha geniş bir düşünce alanına seslendiğini söyledi. Bu konuşmaların romanın Türkiye’ye bakan yüzünü belirginleştirdiğini; ancak bunu keskin bir slogan diline düşmeden gerçekleştirdiğini vurguladı.
Romanın mekânları uzun uzun konuşuldu. Alışveriş merkezindeki sahnelerin taşıdığı yapaylık, “pembe bela” hikâyesinin metne kattığı hareket ve İş Hanı’nın dar koridorları; şehirde yaşayan insanların bir gününün nasıl katmanlaştığına dair örnekler olarak değerlendirildi. Harmancı, İş Hanı’nın kitapta yalnızca bir yer olmadığını, romanın ruhuna yön veren bölümlerin çoğunun bu mekânda şekillendiğini söyledi.

Rüyaların romandaki konumu, katılımcıların en çok soru yönelttiği başlıklardan biriydi. Özellikle göz kapağını tekrar tekrar kesen genç kız sahnesinin nasıl ortaya çıktığı sorulduğunda Harmancı, bu sahnenin bir anda belirdiğini, fakat belirişindeki berraklığın romanın geri kalanındaki birçok duyguyu taşıdığını belirtti. Rüyaların metni tamamlayan değil, metne yeni bir kapı açan unsurlar olduğunu ifade etti.
Söyleşinin ilerleyen bölümünde katılımcılar romanın teknik yönüne ve yazım sürecine dair sorular yöneltti. Aralarında:
— “Ben, Fahriye ve Türkiye’yi tek bir romanın çatısında bir araya getiren düşünce neydi?”
— “Anlatıcının kaybolma hissi sizin için ne ifade ediyor?”
— “Fahri Baba’nın sesi hangi toplumsal yere yaslanıyor?”
— “İş Hanı’nı romanın merkezine çekme kararınız nasıl oluştu?”
— “Bugün Türkiye’de roman yazmak sizin için ne anlama geliyor?”
gibi kapsamlı sorular yer aldı.
Harmancı tüm soruları ayrıntılı biçimde yanıtladı; romanın bilinen ve bilinmeyen yönlerini okurlarla birlikte değerlendirdi. Bu bölüm, buluşmayı yalnızca bir söyleşiden çıkararak ortak bir okuma oturumuna dönüştürdü.


Programın sonunda Fabrik Kitap Genel Yayın Yönetmeni M. Burak Çelik, Hasan Harmancı’ya bir hediye takdim etti. Etkinliğin fotoğrafları Muhammet Fatih Dur tarafından çekildi. Programın hazırlık ve yürütme sürecinde emeği bulunan Yunus Erçin Kol da buluşmada yer aldı.
Sultanahmet’te edebiyatı konuşmanın getirdiği dinginlikle tamamlanan bu buluşma, romanın sayfalarının ötesine geçen bir akşam olarak #YeniBirKumaş’ın paylaşılan hikâyesine eklendi.


HASAN HARMANCI
1982 yılında Sivas’ın Gürün ilçesinde doğdu, Konya Şeker – Tekke Mahallesinde büyüdü. 2007 yılında Atatürk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Doğu Dilleri ve Edebiyatları bölümünden mezun oldu. Yüksek lisansını Abdurrahman Münif, doktorasını Kemal Tahir ve Abdurrahman eş-Şarkâvî’nin romanlarının tematik bir karşılaştırması üzerine yaptı. Samsun Üniversitesi’nde öğretim üyesi. Yayımlanmış çalışmalarından bazıları: Hikâye: Uyanmak Üzere Olan Bir Adam, Büyüyenay Yayınları, 2017. Tanımlı ve Mutlak Hüzünler, Ketebe Yayınları, 2018. Çeviri: Abdurrahman Münif Ağaçlar ve Merzuk Cinayeti Yapı Kredi Yayınları, 2012. Rızaeddin Bin Fahreddin Ebu’l-Alâ el-Ma’arrî, Çizgi Kitabevi Yayınları – Osmanlı Felsefe Çalışmaları Dizisi, 2014
