Subscribe Now

* You will receive the latest news and updates on your favorite celebrities!

Trending News

Ruhsatsız

MONA ROZA’YI YENİDEN OKUMAK | Yunus Erçin Kol
Eleştiri-İnceleme

MONA ROZA’YI YENİDEN OKUMAK | Yunus Erçin Kol 

 

Popüler Romantizmin Ötesinde Metafizik Bir Bakış

 

 

1. Giriş: Edebi Bir Yanılgının Sosyolojik ve Ontolojik Anatomisi

Modern Türk şiirinin en sarsıcı metinlerinden biri olan ve Sezai Karakoç’un 1950’li yılların başında kaleme aldığı Mona Roza, yarım asrı aşkın bir süredir edebiyat kamusunu, akademik çevreleri ve bilhassa popüler kültür tüketicilerini meşgul eden devasa bir paradoksun merkezinde yer almaktadır. Bu çalışmanın temel tezi, yaygın kanaatin aksine, Mona Roza’nın bir aşk şiiri olmadığı; bilakis, beşerî aşkı bir basamak olarak kullanarak varoluşsal sancıları, metafizik ürpertileri, insanın yeryüzündeki sürgünlüğünü ve ilahi olana duyulan trajik özlemi dile getiren, teolojik ve eskatolojik katmanlarla örülü bir varoluş manifestosu olduğudur. Eldeki metinsel veriler (Karakoç, 1998) ışığında yapılacak olan bu kapsamlı analiz, şiirin popüler kültür tarafından maruz bırakıldığı romantikleştirme operasyonunu yapıbozuma uğratmayı ve metnin hakiki ontolojik zeminini yeniden inşa etmeyi hedeflemektedir.

Popüler kültür, doğası gereği karmaşık, çok katmanlı ve zihinsel konforu tehdit eden sanatsal ürünleri basitleştirme, ehlileştirme ve tüketilebilir paketler halinde sunma eğilimindedir. Bu mekanizma, Mona Roza örneğinde kusursuz bir şekilde işlemiştir. Şiirin akrostiş yapısının Muazzez Akkayam ismini vermesi, metnin magazinsel bir dedektiflik oyununa indirgenmesine yol açmış; şiirdeki Geyve, İncir kuşları, Zambaklar ve Diriliş imgeleri, platonik bir üniversite aşkının dekoratif unsurları olarak yanlış kodlanmıştır (Yanardağ & Bati, 2023). Oysa dizeler dikkatle incelendiğinde, şairin kurduğu evrenin, flörtöz bir duygusallıktan ziyade, peygamberi bir ciddiyet ve dervişane bir çile içerdiği görülmektedir. Bu rapor, söz konusu metni biyografik dedikoduların gölgesinden çıkarıp, metnin kendi iç dinamikleri, sembolik örgüsü ve felsefi göndermeleri üzerinden okumayı amaçlamaktadır.

 

1.1. İncelemenin Yöntemi ve Çerçevesi

Mona Roza, yazıldığı dönemden itibaren uzun yıllar kitaplaşmamış, fotokopilerle, ezberlenerek ve dilden dile dolaşarak bir efsane halini almıştır. Bu gizli kalma hali, şiirin etrafındaki mistik haleyi güçlendirmiş, ancak aynı zamanda metnin doğru anlaşılmasını da zorlaştırmıştır. Şiirin bir sır gibi saklanması, okuyucuda bu sırrın yasak bir aşk olduğu yönünde hatalı bir beklenti oluşturmuştur. Ancak metnin kendisine (Karakoç, 1998) döndüğümüzde, saklanan sırrın beşerî bir ilişkiden ziyade, şairin öte ile kurduğu, dile getirilmesi zor, yakıcı bir bağ olduğu anlaşılmaktadır. Şairin Mona Rosa siyah güller, ak güller diyerek başladığı bu yolculuk, bir kadının güzelliğine yapılan övgüden çok, varoluşun zıtlıklarına (siyah/ak, celal/cemal, gece/gündüz) yapılan bir göndermedir.

 

1.2. İncelemenin Yöntemi ve Çerçevesi

Bu çalışma, hermenötik (yorum bilgisi) ve yapısalcı eleştiri yöntemlerini kullanarak şiir metnini dize dize, imge imge analiz edecektir. Amaç, her bir imgenin (Gül, Kuş, Yağmur, Başak vb.) popüler aşk şiiri algısı içindeki yerini sarsmak ve bu imgelerin İslami literatür, Doğu klasikleri ve Sezai Karakoç’un Dirilişpoetikası içindeki asıl karşılıklarını ortaya koymaktır. Rapor boyunca, metnin sadece duygusal bir dışavurum olmadığı, aksine kurgusal bir medeniyet eleştirisi ve metafizik bir başkaldırı olduğu tezi, metinsel kanıtlarla desteklenecektir.

 

2. Aşk Kavramının Diyalektiği: Beşerî Arzudan İlahi Hakikate

Mona Roza’yı aşk şiiri değildir diye nitelemek, onda aşkın hiç olmadığını iddia etmek değildir. Buradaki temel ayrım, aşkkavramının tanımı üzerinedir. Modern popüler kültürün anladığı aşk; romantik, bireysel tatmine odaklı, dünyevi vuslatı (kavuşmayı) arzulayan hedonistik veya melankolik bir duygudurumdur. Oysa Mona Roza’daki aşk, tasavvufi literatürdeki Mecazi Aşktan Hakiki Aşka geçiş sürecindeki sancılı Berzah halidir. Şiir, bu geçişin tam ortasında durur ve okuyucuyu da bu arafta tutar (Çalışkan, t.y.).

 

2.1. Mona ve Rosa İsimlerinin Sembolik Arkeolojisi

Şiirin başlığı ve hitap öznesi olan Mona Rosa ismi, rastgele seçilmiş bir romantik takma ad değildir. Mona (tek, biricik) ve Rosa (gül) kelimelerinin birleşimi, Biricik Gül manasına gelir ki bu, Divan şiirinde ve İslam estetiğinde doğrudan Hz. Muhammed’i (sav) ve onun temsil ettiği mutlak hakikati (Nur-u Muhammedî) işaret eden en güçlü metafordur (Karabulut, 2021). Şayet şair, sadece sevdiği bir kadına sesleniyor olsaydı, Türk şiir geleneğinde yüzlerce örneği olan Leyla, Şirin, Aslı gibi isimleri veya doğrudan betimlemeleri kullanabilirdi. Ancak Rosa seçimi, metni daha ilk kelimesinden itibaren beşerî bir zeminden koparıp, sembolik bir düzleme taşımaktadır.

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller dizesi, bu sembolizmin ikili yapısını kurar. Siyah gül; hüznü, yası, gaybı (bilinmezi) ve faniliği temsil ederken; ak gül masumiyeti, dirilişi ve sonsuzluğu simgeler. Bir aşk şiirinde sevgilinin yüzü genellikle kırmızı gül ile betimlenir. Karakoç’un siyah ve ak tercihleri, meselenin yanakların kırmızılığı değil, ruhun karanlığı ve aydınlığı, dünyanın geçiciliği ve ahiretin ebediliği arasındaki çatışma olduğunu gösterir.

 

2.2. Vuslat İsteğinin Reddi: GörmemeliyimParadoksu ve Tematik Karşılaştırma

Romantik aşk şiirlerinin temel motivasyonu görme ve kavuşma arzusudur. Aşık, sevgilinin yüzünü görmek, sesini duymak, ona dokunmak ister. Ancak Mona Roza’da şair, bu temel motivasyonu reddeder:

 

Açma pencereni perdeleri çek,

Mona Rosa seni görmemeliyim.

(Karakoç, 1998)

 

Bu dizeler, şiirin bir aşk şiiri olduğu tezini temelinden sarsan en güçlü kanıttır. Şair, neden sevdiğini görmemek için yalvarmaktadır? Çünkü buradaki görme eylemi, aşığın surette takılıp kalmasına, sireti (özü) kaçırmasına neden olacaktır. Tasavvufi düşüncede, beşerî güzellik (cemal), İlahi güzelliğin bir yansımasıdır. Ancak insan, yansımaya âşık olup asıl kaynağı unutursa (putperestlik), bu bir düşüş olur.

Popüler aşk şiiri ile Mona Roza’daki metafizik yaklaşım arasındaki farklar incelendiğinde şu temel ayrımlar ortaya çıkar: Popüler şiirde aşık Yüzünü görmek için can atıyorum derken, Mona Roza’da şair görsel temasın hakikati örtme riskinden dolayı Seni görmemeliyim diyerek perhiz uygular. Sıradan aşkta Kavuşma (Vuslat) nihai hedef ve mutluluk kaynağıyken, Karakoç’un şiirinde vuslat ertelenir çünkü asıl vuslat ötededir. Zaman algısı popüler şiirde Şimdi ve Burada üzerine kuruluyken, Mona Roza’da zaman Saat onikidir, Ölüler niçin yaşarmış gibi ifadelerle ahirete ayarlıdır. Mekân, romantik şiirlerde parklar veya deniz kenarları iken, bu şiirde Geyve, Söğüt gibi imgelerle varoluşsal ve sembolik bir ıssız yerkurgusu vardır. Son olarak, sevgili figürü popüler kültürde arzunun nesnesi ve övülen beden iken, Mona Roza’da hakikatin taşıyıcısı, bir uyarıcı ve şahittir.

 

3. Coğrafyanın Tinselleştirilmesi: Geyve’den Metafizik Aleme

Şiirde geçen mekân isimleri ve coğrafi betimlemeler, realist bir dekor oluşturmaktan öte, ruhun hallerini simgeleyen tinsel coğrafya unsurlarıdır. Geyve’nin gülleri ve beyaz yatakdizesi, ilk bakışta somut bir mekânı işaret etse de, şiirin bütünü içinde bu mekan, kaybedilmiş cennetin, masumiyetin ve bozulmamışlığın simgesine dönüşür.

 

3.1. Taşra ve Masumiyet: Geyve Metaforu

Karakoç poetikasında şehir, modernizmin, günahın ve yabancılaşmanın mekanıdır; taşra veya doğa ise fıtrata, öze dönüşün imkanıdır. Geyve, burada somut bir ilçe olmanın ötesinde, şairin sığındığı arketipsel bir yuvadır. Beyaz yatak, cinsellikten arındırılmış, ölüm ve doğum döngüsünü (kefen ve kundak) hatırlatan, saf bir dinlenme ve arınma alanıdır.

Şiirdeki Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi imgeleri de bu kutsal coğrafyanın parçalarıdır. Kur’an-ı Kerim’de zeytin üzerine yemin edilmesi (Tin Sûresi), bu ağacı kutsal kılar. Söğüt gölgesi ise, dervişlerin, gariplerin sığındığı, dünya güneşinin yakıcılığından korunduğu bir rahmet gölgesidir. Şair, Bende çıkar güneş aydınlığına diyerek, bu gölgelerde ve ağaçlarda saklı olan hikmetin, kendi ruhunda bir aydınlanmaya (işrak) dönüştüğünü belirtir. Bu, bir aşk anısı değil, bir aydınlanma tecrübesidir.

 

3.2. Yaban ve Tehdit: Çakallar ve Tavşanlar

Şiirin pastoral havasını yırtan Ulur aya karşı kirli çakallar / Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa dizeleri, romantik bir şiirde beklenmeyecek derecede tekinsiz bir atmosfer yaratır. Eğer bu bir aşk şiiri olsaydı, doğa genellikle aşka eşlik eden, onu besleyen uyumlu bir fon olarak sunulurdu (ötüşen kuşlar, açan çiçekler vb.). Ancak Karakoç, doğayı bir vahşet ve korkuarenası olarak resmeder.

Kirli Çakallar: Nefsin, günahın, dünyevi hırsların ve şeytani dürtülerin sembolüdür. Aya (nura, hakikate) karşı ulumaları, hakikate meydan okuyan karanlık güçleri temsil eder.

Ürkek Tavşanlar: İnsan ruhunun, bu vahşi dünyadaki savunmasızlığını, korkusunu ve acziyetini simgeler. Tavşanların dağa bakması, dağın (yüceliğin, Allah’ın makamının) sığınak olarak görülmesidir.

Şair, Mona Rosa bugün bende bir hal var derken, bu vahşi çatışmanın (çakallar ve tavşanlar, günah ve masumiyet) kendi iç dünyasında yarattığı sarsıntıyı ifade eder. Bu hal, âşık olma hali değil, kabz (ruhsal daralma) halidir. Yağmurun iğri iğridüşmesi, kozmik düzenin bile şairin ruhundaki bu sapmadan, bu acıdan etkilendiğini gösterir.

 

4. İncir Kuşları ve Yalnızlık Ontolojisi

Şiirin en dokunaklı bölümlerinden biri olan İncir Kuşları bahsi, Mona Roza’nın toplumsal ve bireysel bir yalnızlık manifestosuolduğunu kanıtlar niteliktedir.

 

Akşamları gelir incir kuşları,

Konarlar bahçemin incirlerine.

Kiminin rengi ak kiminin sarı.

Ah beni vursalar bir kuş yerine.

(Karakoç, 1998)

 

Bu dörtlükte dile getirilen arzu (beni vursalar), aşk acısından ölme isteği gibi görünse de, derin yapıda kurban olma ve masumiyetle özdeşleşme isteğidir.

İncir Kuşları: Göçmen, narin, eti yenmeyen, sadece varoluşlarıyla güzel olan kuşlardır. Şair, modern dünyanın hoyratlığı karşısında kendini bu kuşlar kadar savunmasız ve garip hissetmektedir.

Akşam Vakti: Hüznün, içe dönüşün vaktidir.

Vurulma İsteği: Şair, kirli bir dünyada insan olarak kalmanın getirdiği kirlilikten ve sorumluluktan kaçıp, bir kuşun masumiyetiyle ölmek, şehit olmak istemektedir. Bu, beşeri bir aşkın reddedilmesinden doğan bir intihar isteği değil; dünyanın ağırlığını taşıyamayan ruhun, safiyete dönme arzusudur.

Şair, Mona Rosa’yı bu kuşların bakışlarında bulduğunu söyler. Bu, sevgilinin yüzünü kuşlarda görmek değil; masumiyetkavramını hem kuşlarda hem de Mona Rosa’da müşahede etmektir. Mona Rosa, şair için bir kadın olmaktan çıkıp, kaybedilmiş masumiyetin bir simgesine dönüşür. Hayatla doldurur bu boş yelkeni dizesi, ruhun (boş yelken) ancak bu masumiyet rüzgarıyla hareket edebileceğini, mana kazanabileceğini vurgular.

 

5. Ben Öteliyim: Dünyaya Ait Olmama ve Sürgün Psikolojisi

Mona Roza’nın bir aşk şiiri olmadığını en net beyan eden dize, şairin kendi ontolojik konumunu tanımladığı şu ifadedir:

 

Anla Mona Rosa ben öteliyim.

 

Bu cümle, şair ile muhatabı (ve dünya) arasına aşılmaz bir sınır çizer. Öteli olmak; kökleri bu dünyada olmayan, ahirete, bezm-i eleste, mutlak hakikate ait olan demektir. Eğer şair sadece aşık olsaydı, Ben seninim derdi. Ama Ben öteliyimdiyerek, Mona Rosa’ya (ve okuyucuya) şu mesajı verir: Beni dünyevi ölçülerle değerlendirme, benden dünyevi bir mutluluk bekleme, çünkü ben buraya ait değilim.

 

5.1. Hicret ve Muhacir Kızı

Şiirin ilerleyen bölümlerinde şair, muhatabına Muhacir kızıdiye seslenir. Bu hitap, yine biyografik bir detaya (göçmen bir aileye mensubiyet) indirgenemeyecek kadar derin bir teolojik anlam taşır. İslam inancında dünya hayatı bir gurbet, insan ise cennetten sürgün edilmiş bir muhacirdir.

Ortak Kader: Şair, sevdiği kişiyi muhacir olarak tanımlayarak, onunla biyolojik veya romantik bir bağdan ziyade, kader birliği kurar. İkisi de bu dünyaya fırlatılmış, asıl vatanlarından uzak düşmüş ruhlardır.

İtiraf: Artık inan bana muhacir kızı / Dinle ve kabul et itirafımı dizeleri, bir aşk ilanı gibi tınlasa da, devamındaki Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı ifadesi, bu itirafın içeriğinin romantik sevgi olmadığını gösterir. İtiraf edilen şey, varoluşsal sancıdır, yalnızlıktır, Tanrı’dan ayrı düşmenin verdiği garip sızıdır. Mavi renk burada sonsuzluğu ve ilahi alemi; soğukluk ise ölümün ve yalnızlığın ürpertisini imler.

 

5.2. Kırgınlık ve Kurşun: Şiddetin Estetiği

Benim aşkım uymaz öyle her saza / En güzel şarkıyı bir kurşun söyler dizeleri, Mona Roza’nın tatlı, romantik bir şiir olduğu algısını yerle bir eder. Karakoç, aşkını kurşun metaforuyla tanımlar. Kurşun; öldürücüdür, hızlıdır, geri dönüşsüzdür ve bir hedefi delip geçer.

Aşkın Şiddeti: Buradaki aşk, kalbi okşayan değil, kalbi vuran, delip geçen ve oradaki dünyevi tortuları temizleyen bir şiddet eylemidir.

Şehadet: En güzel şarkının kurşunla söylenmesi, şehadet mertebesine bir övgüdür. Hakikat uğruna ölmek, en yüksek estetik formdur. Şair, aşkını sıradan, popüler (her saza uyan) bir duygu olmaktan tenzih eder; onu radikal, fedakârlık gerektiren, ölümcül bir ciddiyet alanına taşır.

 

6. Eskatolojik Vizyon: Diriliş ve Başak Metaforu

Şiirin finaline doğru, Karakoç’un Diriliş (Resurrection) felsefesinin tohumları atılır. Bu bölüm, şiiri beşeri düzlemden tamamen koparıp kozmik bir döngüye oturtur.

 

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak,

Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.

Bir gün gözlerimin ta içine bak

Anlarsın ölüler niçin yaşarmış.

 

Bu dörtlükteki imgeler (yağmur, başak, meyve, ölüler), Kur’an-ı Kerim’de kıyamet ve yeniden dirilişi anlatmak için kullanılan temel metaforlardır.

Yağmur ve Diriliş: Kur’an’da ölü toprağın yağmurla canlanması, ahiretteki dirilişin delili olarak sunulur. Şair, kendi ruhunun (veya toplumun) kuraklığını yağmurla (rahmet/vahiy/aşk) biteceğini müjdeler.

Sabır ve Olgunlaşma: Meyvelerin sabırla olgunlaşması, insanın tekâmül sürecidir (seyr-i süluk). Aşk, bu olgunlaşma sürecinin güneşi ve suyudur. Aceleci olan beşerî hazlar değil, sabırla beklenen ilahi vuslat övülür.

Ölülerin Yaşaması Paradoksu: Anlarsın ölüler niçin yaşarmış dizesi, şiirin zirvesidir. Burada kastedilen ölüler, biyolojik olarak ölmüş olanlar değildir. İki katmanlı bir anlam vardır:

Manevi Ölüm: Gaflet içinde yaşayanlar, aslında ölüdür.

Ölmeden Önce Ölmek: Nefsini öldürenler, şehitler veya aşıklar, biyolojik olarak ölseler bile veya ölü gibi (dünyadan kopuk) görünseler bile, asıl diri olan onlardır (Şehitler ölmez inancı).
Şair, Mona Rosa’ya Gözlerime bak derken, Benim aşkımdan eriyip bittiğimi gör demez; Benim gözümdeki o başka alemi, o diriliş sırrını, o sonsuzluğu gör der. Bu bir davettir (tebliğ). Sevgiliyi, sığ dünyevi hayattan, derin ve ebedi gerçek hayataçağırmaktadır.

 

7. Popüler Kültür Neden Aşk Şiiri Israrında?

Mona Roza’nın bu denli derin teolojik ve felsefi katmanlara sahip olmasına rağmen, neden inatla platonik bir okul aşkıhikayesine hapsedildiği sosyolojik bir vakadır.

Anlama Kolaylığı: Bir erkek bir kızı sevdi, kız yüz vermedi, erkek de şiir yazdı. Bu anlatı, ortalama bir zihin için son derece konforludur. Metafizik, eskatoloji, diriliş gibi kavramlar zihinsel çaba gerektirir. Popüler kültür, çabayı sevmez; tüketimi sever.

Magazinleşme Arzu: İnsanlar, sanat eserlerinin arkasında gerçek ve dedikodusu yapılabilir hikayeler ararlar. Muazzez Akkaya isminin ifşası, şiirin büyüsünü (gaybiliğini) bozmuş, onu dedikodusu yapılabilir bir malzemeye dönüştürmüştür.

Sekülerleştirme Refleksi: Modern seküler toplum, dini ve mistik kavramları (Tanrı aşkı, Peygamber sevgisi, ahiret özlemi) anlamlandırmakta zorlanır veya bunları eski bulur. Bu yüzden, bu kavramlarla örülü metinleri, kendi bildiği ve kutsadığı Romantik Aşk şablonuna dökerek ehlileştirir. Mona Roza’nınaşka indirgenmesi, aslında onun içerdiği tehlikeli(dönüştürücü) dinsel mesajın nötralize edilmesidir.

 

8. Seçili Dizeler Işığında Metafizik Okumalar

Şiirin içindeki imgelerin detaylı analizi, popüler yorum ile metafizik hakikat arasındaki uçurumu net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Şiirde geçen Siyah güller, ak güller imgesi, popüler yorumda sevgilinin çelişkili tavırları veya güzelliği olarak algılanırken, derin analizde varlık ve yokluk, günah ve sevap, dünya ve ahiret diyalektiğini simgeler. Ayrıca gül, Hz. Peygamber’i temsil eder. Kanadı kırık kuş merhamet ister dizesi, aşk acısı çeken şairin ilgi beklentisi olarak yorumlansa da, aslında cennetten düşmüş, asli vatanından kopmuş insan ruhunun acziyetini ve Allah’tan rahmet dilemesini anlatır. Şairin Ah senin yüzünden kana batacak feryadı, beni üzdüğün için mahvolacağımşeklindeki sığ bir sitemden ziyade, surete (dünyaya/nefse) takılmanın insanı manen yaralayacağı ve günaha (kana) batıracağı uyarısını taşır.

Benzer şekilde, Zaman ne de çabuk geçiyor Mona dizesi, sevgiliyle geçen vaktin kısalığına hayıflanma değil, Asr’ayemin olsun ki insan ziyandadır ayetinin bir yansımasıdır; ömür sermayesinin tükenişi ve ölümün yaklaşması hatırlatılır. Ellerin… Bir nar çiçeğini eziyor gibi dizesi zarif bir betimleme sanılsa da, Nar kesret (çokluk) ve birlik (vahdet) sembolü üzerinden insanın ilahi sanata müdahalesini veya fıtratı bozma potansiyelini imler. Son olarak Altın bilezikler o kokulu ten ifadesi fiziksel cazibe ve süs olarak görülürken, metafizik okumada dünyevi bağlar ve zincirler olarak kodlanır. Altın ve ten, ruhun hapishanesidir. Şair Cevap versin bu kuş tüyüne diyerek ruhun hafifliği ile bedenin ağırlığını çatıştırır.

 

9. Sonuç: Bir Veda Değil, Bir Başlangıç

Yapılan kapsamlı analizler ve metinden elde edilen bulgular, Sezai Karakoç’un Mona Roza şiirinin, popüler kültürün iddia ettiği gibi basit, melankolik, platonik bir aşk şiiri olmadığını tartışmaya yer bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır.

Şiir, elbette aşkı kullanır; ancak bu aşk, bir amaç değil, bir kaldıraçtır. Şair, Mona Rosa imgesi üzerinden, modern insanın trajedisini, yalnızlığını, doğadan ve Tanrı’dan kopuşunu anlatır. Muazzez Akkaya veya herhangi bir beşerî özne, bu şiirin ancak vesilesi olabilir, gayesi olamaz. Şiirin gayesi, Öteliolduğunu unutan insana, İncir kuşlarının masumiyetini, Geyvenin bozulmamışlığını ve Dirilişin mutlaklığını hatırlatmaktır.

Mona Roza’yı bir aşk şiiri olarak okumak, okyanusu bir su birikintisi sanmak gibidir. Evet, ikisinde de su vardır; ama derinlikleri, mahiyetleri ve barındırdıkları yaşam formları kıyaslanamaz. Bu rapor, okuyucuyu su birikintisinde (magazinel aşk hikayesinde) oyalanmayı bırakıp, okyanusa (şiirin metafizik derinliğine) dalmaya davet etmektedir. Çünkü şairin dediği gibi; Anlarsın ölüler niçin yaşarmış sırrına ermek, ancak bu derin okuma ile mümkündür. Mona Roza, bir serenat değil, bir uyanış çağrısıdır.

 

Ek Bölüm: Şiirin Yapısal Mimarisi ve Ritmik Telkin

Şiirin biçimsel özellikleri de onun bir dua veya ayin metni gibi kurgulandığını gösterir.

Tekrarların Gücü: Mona Rosa. Siyah güller, ak güllerdizesinin her kıtanın başında veya sonunda bir nakarat gibi değil, bir zikir gibi tekrarlanması, okuyucuyu transa geçirici bir etki yaratır. Bu teknik, tasavvuf musikisinde ve ilahilerde görülür. Amaç, manayı zihne kazımak ve dünyevi düşünceleri kovmaktır.

Ses Sembolizmi: Şiirde R, Z, S gibi sızıcı ve akıcı ünsüzlerin yoğun kullanımı, bir rüzgârın, bir fısıltının, ruhani bir esintinin sesini taklit eder. Rüzgâr, Rüya, Rosa kelimeleri arasındaki fonetik bağ, rüya ile gerçeğin iç içe geçtiği bir atmosfer yaratır.

Kıta Düzeni: Şiirin 14’lü hece ölçüsüne yakın duran ama serbest vezne de göz kırpan yapısı, gelenek (divan/halk şiiri) ile modernizm arasında bir köprü kurar. Bu da şairin Diriliş(Gelenekten beslenerek geleceği inşa etme) felsefesinin biçimsel yansımasıdır.

Sonuç olarak, Mona Roza, kelimelerin simyasıyla kurulmuş, içinde aşkın da olduğu ama aşkı aşan devasa bir varoluş katedralidir. Onu sadece sevgiliye sitem olarak görmek, bu katedralin taşlarını söküp gecekonduda kullanmaya benzer. Hakkını vermek ise, onun kubbesinde yankılanan ebedi sesiduymaya çalışmaktır.

 

 

Kaynakça

Çalışkan, A. (t.y.). Monna Rosa I – Sezai Karakoç. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Akademik Veri Yönetim Sistemi.
Karabulut, M. (2021). Sezai Karakoç’un Şiirlerinde Gül İmgesinin Dönüşümü. Türkoloji Araştırmaları.
Karakoç, S. (1998). Mona Roza (Şiirler I). İstanbul: Diriliş Yayınları. (Orijinal eser 1952 tarihlidir).
Karakoç, S. (2022). Hatıralar I-II. İstanbul: Diriliş Yayınları.
Yanardağ, M. F., & Bati, A. (2023). Türk Şiirinde Destansı Sevdalar ve Monna Rosa – II. Asya StudiesAcademic Social Studies, 7(26), 141-150.

Related posts

Bir yanıt yazın

Required fields are marked *