
Rami Kütüphanesi’nde başlayan “Dijital Şizofreni” seminerinde Editör Kadir Tepe ile İletişim Uzmanı ve yazar Yeliz Dövücü, çoklu dijital kimlikler, sonsuz kaydırma ritmi ve algoritmaların yönlendirdiği yeni insan davranışlarını tarihî kütüphane atmosferiyle buluşturarak dijital çağın görünmeyen etkilerine dair çarpıcı bir çerçeve aktardı.
Rami Kütüphanesi, İstanbul’un kültür-sanat hafızasında her dönem farklı bir kimlikle yer alan tarihî bir yapı. Bugün ise yalnızca bir bilgi depolama mekânı değil; çağın ritmini, dijitalleşmenin ortaya çıkardığı yeni insan tipini ve teknolojik dönüşümlerin gündelik hayattaki etkilerini tartışmaya açan bir düşünce platformuna dönüşmüş durumda. Fabrik Kitap & Ruhsatsız Dergi iş birliğiyle düzenlenen “Dijital Şizofreni” seminer serisi, bu dönüşümün en görünür örneklerinden biri hâline geldi.
Seminer, bir sunumun ötesine geçerek modern insanın dijitalleşme karşısındaki kırılganlığını, hızlanmış zamanın yarattığı duygusal uyumsuzluğu ve sürekli tetiklenen dikkat mekanizmalarını anlamaya yönelik derin bir toplumsal sorgulama sundu.
Programın düzenlendiği Rami Kütüphanesi fiziksel olarak zamanın ağır aktığı bir mekân. Sakin avlular, gölgeli koridorlar, yüksek kubbeler ve geniş okuma salonları, dijital çağın hız kültürüne tezat oluşturan bir yavaşlık sunuyor. Bu tarihî atmosfer, seminerin ana teması olan dijital hız–insani ritim karşıtlığını daha ilk anda görünür kıldı.
Editör Kadir Tepe açılış konuşmasında tam da bu mekânsal karşıtlıktan hareketle serinin çıkış noktasını anlattı. Tepe, Yeliz Dövücü’nün ruhsatsiz.com’da kaleme aldığı metinlerin yalnızca birer köşe yazısı değil; dijital kültürün derinlerine dokunan, çağın gidişatını sorgulayan teorik yorumlar olduğunu vurguladı. Seminerlerin bu tartışma alanını genişletmek amacıyla kurgulandığını ifade etti.


Dijital Şizofreni: Bir Ruh Hâli Olarak Çağın Aynası
Tepe’nin ardından söz alan Yeliz Dövücü, modern insanın dijital çoklu kimliklere bölünmüş hâlini “dijital şizofreni” kavramıyla açıklayarak sunumuna başladı. Bu kavramı bir tıbbi durumla ilişkilendirmekten ziyade bir çağ semptomu, bir toplumsal ruh hâli ve zihinsel dağılma metaforu olarak ele aldı.
Dövücü’ye göre:
— İnsan artık tek bir kimliğe değil, çoklu dijital kimlik kümelerine sahip.
— Bir uygulamada ciddi, diğerinde mizahi; birinde eleştirel, birinde duygusal; bir başka platformda yüzeysel bir persona taşıyor.
— Bu çoklu hâl zamanla kişinin kendi iç merkezinden uzaklaşmasına yol açıyor.
Dövücü bu durumu, “İnsan artık kendisinin canlı yayındaki versiyonuna yetişmeye çalışıyor” sözleriyle özetledi.

Sonsuz Kaydırma: Modern Zamanın Yeni Ritmi
Seminerin ana eksenini oluşturan “sonsuz kaydırma”, Dövücü’nün anlatımında modern çağın en güçlü davranış kalıplarından biri olarak yorumlandı. Kaydırma, bir hareket olmaktan çok çağın ritmi:
— Zihni sürekli uyaran,
— Duyguları hızlandıran,
— Algıyı yüzeyselleştiren,
— Bedeni yoran ama fark ettirmeyen,
— Modern zaman bilincini yeniden programlayan bir ritim.
Bu görünmez ritmin sosyal medyanın yeni koreografisi olduğunu belirten Dövücü, “Sonsuz kaydırma, insana durma hakkı tanımayan bir estetik” dedi.

Sabah Ritüeli: Göz Açmadan Ekranı Açmak
Dövücü’nün örnekleri salonu kendi hayatıyla yüzleştirdi. Sabah alarmından sonra göz açılmadan telefona uzanılması, ekran ışığının sabah ışığının yerini alması, zihnin henüz uyanmamışken dijital gerçekliğe temas etmesi…
Bu örnekler, salonda sessiz bir kabulleniş yarattı.

Algoritmaların Yeni İktidarı: “Bunu seveceksin” Emri
Sunumun ikinci bölümünde algoritmaların insan davranışını nasıl yeniden şekillendirdiği ele alındı.
Dövücü bu dönüşümü şöyle ifade etti:
“Eskiden insan merak ederdi. Şimdi merakı algoritma üretiyor.”
Algoritmaların yönlendirdiği içerik akışıyla bireyin:
— Ne izleyeceğini,
— Ne düşüneceğini,
— Hangi duyguyu yaşayacağını,
— Ne kadar kalacağını
büyük ölçüde sistemin belirlediğini anlattı.

“Duygusal gecikme” kavramına ilişkin açıklamalar, salonun en çok ilgi çeken bölümü oldu. Dijital çağda:
— Bilgi hızlı akıyor,
— Görüntü hızlı akıyor,
— Kaydırma hızlı akıyor,
— Fakat duygular yavaş işliyor.
Bu hız farkı çağın en büyük uyumsuzluğunu doğuruyor:
Zihin hızlanıyor, duygular yetişemiyor.
Sonuç olarak:
— tükenmişlik,
— irritasyon,
— boşluk hissi,
— zihinsel yorgunluk,
— duygusal donukluk yaygınlaşıyor.
İnteraktif bölümde uygulanan testler salonun enerjisini artırdı. Katılımcılar:
— günde 100’den fazla içerik tükettiklerini,
— kaydırma hızlarının sürekli değiştiğini,
— çelişkili içeriklerin zihinlerinde gerilim yarattığını,
— içeriklerin yalnızca üçte birini hatırladıklarını
fark ederek dijital davranış kalıplarının ağırlığını daha net gördü.
Dövücü, modern yalnızlığın artık fiziksel bir yalnızlık değil; dijital görünürlük içinde yaşanan bir yalnızlık olduğunu belirtti. Sosyal medyada aktif olan bireyin gerçek hayatta sessizleşen, içine kapanan ve duygusal temas kapasitesi azalan bir profile dönüştüğünü anlattı.
Dövücü’ye göre:
“İnsanlar artık yalnız kalmıyor; yalnızlığa maruz kalıyor.”
Çözüm: Dijital Diyalog Kurmak
Seminerin kapanışında Dövücü çözümü yalın ama gerçekçi bir çerçeveyle sundu:
— Kaydırmayı durdurmadan önce düşünmeyi durdurma.
— Ekranı kapatmak yerine ekranla ilişkiyi düzenle.
— Analog alanları yeniden hatırla.
— Beden ritmine saygı duy.
— “Neden kaydırıyorum?” sorusunu daha sık sor.
Ve salonda en çok not edilen cümle:
“ Sorun dijitalde değil; dijitalle kurduğumuz aceleci ilişkide.”


Seri Devam Edecek
“Dijital Şizofreni” seminer serisi, önümüzdeki aylarda dijital hafızanın buharlaşması, algoritmik estetik, dikkat ekonomisi, yapay zihnin duygusal alanlara etkisi ve hız kültürünün kent yaşamındaki izleri gibi başlıklarla sürecek.
Seri, Rami Kütüphanesi’nin kültürel vizyonunda yeni bir sayfa açarken katılımcıları dijital çağın görünmeyen yüzlerini tartışmaya davet ediyor.
Seminer şu cümleyle sona erdi:
“Bazen ekranı değil, hayatı kaydır.”
Katılımcılar avludan ayrılırken ekran ışığını değil, gerçek ışığı konuşuyor; çağın hızına karşı düşünmenin zarafetini yeniden hatırlıyordu.


Fotoğraf: Eymen Ziya Ayaklı