kal salıncakla!
solan bir peçeteyi almak için yeryüzüne iniyorum
orduların cihan harbi kalabalığında, subaysız bir baş ağrısı
kekeme bir neferin profan topuğuyla
insan fanusuna uygun nefis bir temsilci gibi, dünyaya koyulmuş
çocuklar kundaklanıyor amerikalarda, nezaket putülkelerde
taban aranıyor ve meşrubat tanrısı yazların göğsünde rehin
tutunurken hayata, cinsel bir tokat gibi gerdanına işlenmiş
oğullarıyla cenk eden felsefeler, yaz önünde güzden esir
katışan kütüklerle konuşuyor ve unutuluyor
sonra kanının tadını hatırlar gibi
iç karaya oturuyor aşıkların yüzü: teksas, meksas
tornitoron; şirket metafiziğinden örme polo yakalarla
bunca zaman sevgisiz yaşamanın arka odalarında
kalbi kapatan senetlerle haşrolup saplıyor sırt etine dişlerini
cuma çıkışlarına meyyal ve çarşılarda nadide duyarlılığın
bir ucu analitikse bir uzvu zehir! sarkıyor sola krallığın
ve ben solan bir peçeteyi almak için yeryüzüne iniyorum
korunmuş meclislerde ve seçim sandıklarında okşuyorum inci dizini
dibini seven armut, müşteri hezimetlerini dolaşan lir
beyaz bir erkekle amors durup acil servislerde arıyorum
sedyeden akdenize sızan mavi tüylü bir dirinin diş izini
tam kalbini buluyorum, karnını gösteriyor kafir.
servisten indim, soludum dünyayı, kardeşimi aradım
fon ayrılmış, aşka durmuş yurt çapında özün izahı
taso gürültüsü, cam gözü, sürgün ülkeler ve başkent ağrısı
salıncaklar kuruluyor büyük ampüllerin koruduğu ak güvertelerde
atların topuklarına mantık işeyen namlular buraya kadar
kavaklar değil hep salıncaklar ve çocuklar, karşılıyor bizi
fabrika önlerinde ve yarınsız gazellere açılan ilk servislerde
iribaşların çıktığı sandıkları gömerek deniz diplerine
seyahate ve borsaya iman edenlerin aklını karıştıran orojeni
tabip odalarının siyasal bir parti olarak şirketleşmesindeki
gönül birliğine dayalı düzenleri ve n95 maskeleri
dağlasın istiyorum ama hiç dönmüyor elim savaştan
solan bir peçeteyi almak için yeryüzüne iniyorum
güzel sevmenin sarp kale oluşundaki serinlik
bir film müziği operatörünün meşalelerle imtihanı
bu dünyada aşka inananların son kozudur artık
hiç durmadan servisten iniyorum.
sokuluyorum dünyaya ve düşünüyorum annemi
tertemiz odalarda bir börüyle savaşarak beni kitaplardan toplayan annemi
bok vardı diyorum, maaşa bağlanmadan şiire düşecek
bok vardı diyorum zaten olur olmadık yerde hep
bok vardı bu dünyanın eğimini aşka yoracak
bok vardı en genç günlerin ülfetini bir kaskete yedirecek
bok vardı sanki şiir hayatı geçerken
günlerin üzerimden akmasını bir kaplanın omuzundan izleyecek
ve daha iyisi her şey 120 dakikaya sığıveriyor birdenbire
arkadaşlarla göğe bakıp bir director’s cut bekliyoruz tanrıdan
her şeyin bir tekvin olarak yeniden başlatıldığı
kızıldeniz üzerine yeni bir son
hepimizi alacak bir gemi bahçemizde.
– ya sonra
ben gemiyi hazırlarım
sen hayvanları topla!
geldik mi sona, son şarkımız mı bu? nasılsa buluşacağız
tütün kolonyası sevenler ve tuşlu telefon kullananlar
oklarını bu kez denize karşı gömülerek kullananlar
koridor yolcusu olduğu halde pencere kenarında yer bulanlar
o şanslı piçler, yoksul ama düzgün ailelerde doğanlar
dolapları tamtakır, gönlü bol ve aklı selim olanlar
son canını prensesi kurtarmak yerine saçlarını taramak için
kullananlar. bir salıncak bekliyor sizleri. kömür kadifesi cenin
ve ekranda panzerlerle gençlik günleri heba edilenlerin
limbusta inanılmaz hızlı şarj aletleriyle sürenin dolmasını umarken
evlerine eski bir alışkanlıkla dönenler, bekleyin.
kamaşır aşk yükünün kedi dilinden doğan türkçesi
dünyaya bölünen sevgilinin hangi hatırdan çıktığı bilinmez
sütün ve incirin zihninden bu kuru gürültüyü
sanırsın okudum ama o dilin grameri, tırnak kanatan kuşlarla çözülmez
aşkın doğurganlığına erenler, sirenler, jedaylar, japonca bilenler
q’lar, kapora verenler, zenler, nebiler, ambulans şöförleri, güvercin besleyenler
en çok da cücezenler, sivasta, kara kışta, tespih yutup tek taşa dönenler
geldik mi sona? son şarkımız mı bu? dünyada, sınıfın ortasında
nursema’ya açılamamanın bütün kederini kabul eden
bir ilkokul çocuğunun acı hatırasına dayanarak
kurulan salıncak, boy veriyor aramızda
dünyanın tasvir edilişini, pörsümüş bir imanla anarak.
kal o salıncakla!
