Ruhsatsız
Öykü

ÇİKOLATA | Sena Alper

 

Ye ya da yedir artık şunu yeter dediler. Geri dönebileceğini mi sanıyorsun, dönse de artık ondan sana bir hayır gelmez dediler. Nasıl gelmesin nasıl. O benim ciğerparem. Cancağzım. İlk göz ağrım. Nasıl ondan hayır gelmesin. Onun bir bakışı, bir şöyle yürüyüşü, bir of deyişi bile bana hayırdır.

Gözlerim görmüyor gibi. Yakup gibi hasretten kör olmadı ne ki. Fakat gözlerim seçemiyor. Biri bir şey gösteriyor bak diyor, gözüm varmıyor idrak edeyim. Boş, bomboş gözlerle bakıyorum ekranlara, kağıtlara, duvarlara. Bir gelse. Bir çıksa şu merdivenlerden. Aydınlansa gözlerim. O benim göz aydınlığımdı. Öyle bir evlattı.

Bana bazen kızıyorlar, bu kadar şey yapma Allah’ın gücüne gider diyorlar. Bırakın Allah peygamber aşkına, zalimin zulmünden inlemek haram değil ya!

Bir gece kapıyı kırarak, aldılar götürdüler Ahmedim’i. Evet adını ben koydum. O herkesin bağrına basacağı biri olsun istedim. Kimse ona kızamasın, olur da bir laf edecekolanlar adını andığında bir duraklasın. Olmuyor ya desin böyle. Sana Ahmedim derken hakaret edemiyorum. Sövemiyoruz sana. Sen belli ki birinin Ahmed’isin. Gerçi herkes birinin bir şeyidir ama..

Çadırı bir güzel çalı süpürgesiyle temizliyorum. Biz, Gazzeli kadınlar onca bombanın gürültüsünün içinde hâlâher sabah kalkar çadırımızdaki tozu isi dumanı temizleriz. İç taraftan, kumaştan duvarları siliyorum. Yorganı katlarken yastığımın altında sakladığım kim bilir nereden ne zaman nasıl zorluklarla bulduğum çikolata paketini okşayıp tekrar yorganın içine sıkıştırıyorum.

Son kullanma tarihi gelmeden çikolatanın sen gelsen ya Ahmedim. Bak bu elbisemi otuz yıldır giyiyorum, insanın bir çaput kadar değeri, ömrü yok işte.

Haberler geliyor, salacaklarmış sizi. Çadır duvarlarını, her rüzgârda içe doğru kabaran dışa doğru gerilen duvarları seyrediyorum. Elimde sıkıcana tuttuğum sana ayırdığım çikolata.

Eriyor

Bükülüyor çikolata

Kalbim gibi

Bir hurma dalına dönüyor

Gökyüzündeki ay gibi her gün izini bırakarak bükülerek yol alıyor. Sense Ahmedim gelemedin. Salmadılar. Her sabah namazını kaçıran seni soruyor. Ahmedim nerede diyorlar. Hani her sabah damlardan damlara atlar kapımızı çalardı. Bizi sabah namazına kaldırırdı. O namazlar sayesinde biz pes etmedik, umudumuz diri kaldı. O sabah namazları hatrınatopraklarımıza sokmadık eli kanlı köpekleri. O namazlar sayesinde dirildi, ayakta kaldı Gazze.

Şimdi Ahmedim yok. Sabah namazı için dayanacakları, atlayacakları bir dam da kalmadı. Çadırdayız. Kimse derin uyuyamıyor ki, namaza kalkmasın. Omuz omuza. Bitişik burada namazlar. Hepimiz namaz kılarken ancak,birbirimizin etiyle ısınıyoruz.

Arkadaşları soruyor Ahmedim’i. Bilmiyorum, diyorum. Ama kimse umudunu kesmiyor. Biz bunca bunca biriktirdiğimiz bu umutla zaten kazandık. Biz bu dünyayı kaybettik diyorum herkese. Ama cenneti kazandık. Garipsiyorlar beni. Yürek yangını var neyse ses etmeyelim diyorlar. Niye emin olamıyorsunuz. Arkadaşım Fatıma anlıyor beni bir. Diyor ki biz vallahi sizinle aynı cennete gitmeyeceğiz! Kameralara diyor bunu. Gavur Müslüman fark etmeden. Bütün kameralara. Kırımı, soyu sopu her şeyi çeken ama içinde bir tas çorba kaynatılamayan, geceleri üstümüze yorgan olamayan kameralara bakarak bütün dünyayı ayırıyor. BİZ ve SİZ-LER diyor. Onu bir ben anlıyorum, beni de bir o anlıyor.

Çikolatayı yastığımın altına koyuyorum. Ahmedim sever. Çikolataya dayanamaz. Hele bir gelsin. Daha ona sarılmadan önce çikolatasını uzatacağım önüne.

Küçükken o… Tabii o zaman da böyleydi. Hiçbir şey farklı değildi ki. Belki bu kadar kör göze parmak değildi. Ama yine bombalanırdık muhtelif zamanlarda. Her Ramazan özellikle canımıza kıyılırdı.

Bir yerlerden çikolata bulmuş Ahmedim. Eve getirdi koşa koşa. Yemeden önce bana göstermek istemiş. Çok çok ama çok severdi. Dayanamazdı diyorum ya. Sonra ağabeyi birden çekti elinden, birkaç yaş büyük ha o da çocuk yani.

Çikolatayı ağzına atıverdi. Ahmedim hem sinirlendi hem de doldu gözleri. Hıncından bir şey diyemedi. Daha o yaşta. Küçücük başıyla gururuna yediremedi, yemediği bir çikolatanın peşinden ağlamayı. Bir resim çizdi hemen. Ahmedim’in Çikolata Fabrikası diye. O filmi çok severdi. CD’sini bulmuştu babası. Belki yüz kere izledi.

Anne, derdi. Ben büyüyünce olacak mıyım? Ne olacağım demezdi, olacak mıyım derdi. Burada herkes çocukken ölüyor oğlum. Sen nasıl büyüdün?

Ağlardım. Bir yandan da başını okşardım. Sonra büyüdükçe arkadaşlarıyla damdan dama zıplama hip mi hap mı hoptirikli bir şeyler yapmaya başladılar. Sonra biraz daha olgunlaşınca herkesi sabah namazına kaldırmayı akıllarına koydular. Oradan oraya atlayıp kapıları çalıp diğer kapılara zıplarlardı.

Ahmedim, hadi bak. En sevdiğin çikolatanın kokusu için gel bari.

Sanki bıraksalar gelmez mi…

Related posts

MÜKEMMEL NEFS | Sena Alper

Ruhsatsız
12 ay ago

ANILAR DÜKKÂNI LTD. ŞTİ. | Tugay Özdemir

Ruhsatsız
2 yıl ago

SİLSİLE-İ ÂDEMİYE | Cihat Tomruk

Ruhsatsız
1 yıl ago
Exit mobile version