Oğulları girdaba delil yapan kim?
Fuat Çiftçi
gözlerinin kahvesi yaşıma ve kollarıma aşılı
bir oğul oturuyor dizimde
ince parmaklarıyla tuttuğu çocukluk fotoğrafım
yıllarca ‘Burada Gömülüdür’ün arasında saklı
kokusunu kaybetmiş, artık şiir kokan bir fotoğraf
bak, nasıl da mutsuz bir bakış/sanki hep apalıngan
sayfadaki başlığı da tanıyacak cinsten: Ölü Evi
ölü! bültenler, evi! çenem titriyor
oğlum dizimde, gözleri sımsıkı bakıyor
benim bu yüzde gördüğüm aydınlık
senin renklerinden yiyen o büyük karanlık Ferhat
çarpışıyor ve ilk köşeler çatlıyor sanki.
ölüm! deriz ya Ferhat -daha çok bu zamanlar–
yaş aldıkça vuraçarpa belirginleşen ölümlülük
kayıtsız bir mezarcının tonu hiç değişmeyen sesinde gelir
küreğin toprağa girişinde bulur insanı
sen, artık bu dünyayla tastamam tanışan çocuk!
hıfzet yüzünü evin en tenha yerinde
hıfzet renklerini, ölüm de kanıksanır günler eridikçe
seni babam! diye hıçkırıklara boğan,
gelip yoklar yeni sabahlarda kantar kıran yükünü.
belleğimde alaca kargalar, kovacak değilim
ev boşalırken, bir sürü el sıvazlarken sırtını
ölüm! diyorum bir kez daha
sohbetler uğultuya, uyaranlar kurşuna dönüşüyor
yönünü değiştirdiğin her yerde birileri
bir kerpeten daha: yeni yıkımlar / temeller
yuvasızın yuva özlemini yeni nesil etriyeler sarıyor
kalıp çakılırken, beton dökülürken yalnız alnı terleyen
her sabah ama her sabah derdini harca katan
adamlardan biriydi senin baban da
borçlar, düğün hediyesi, evin eksikleri…
birkaç sır ve hikâyeler vardı içinde gurbetliğine yaraşır
her gün geniz etini çimento yakan
bir babam olmadı benim
yeter ağlama! Ferhat!
zamanla demir olup gömülecek bu acı
hatırladıkça çekilecek betonun kimyasına
o merdiven boşluğu var ya o dipsiz göğerti
diz çökmeyen babaların şeref kurganı şimdi.