Subscribe Now

* You will receive the latest news and updates on your favorite celebrities!

Trending News

Ruhsatsız

İDİL TAVŞANLI İLE “İYİ DEĞİL, GEREKLİ MÜZİK” ÜZERİNE | Kadir Tepe
Söyleşi

İDİL TAVŞANLI İLE “İYİ DEĞİL, GEREKLİ MÜZİK” ÜZERİNE | Kadir Tepe 

 

Kadir Tepe’nin uzun süredir zihninde dolaşan o ses–söz hattı artık yolunu bulmuş durumda. “İyi Değil Gerekli Müzik”, müziğin şiirle temas ettiği o dar alanda olup biteni aceleye getirmeden, dikkatle izleyen; kulakla kalp arasındaki mesafeyi ısrarla kurcalayan bir seri olarak ilerliyor. Serinin beşinci konuğu ise Soft Analog grubunun solisti ve müzisyen İdil Tavşanlı. Tavşanlı, kendi sesinin kurduğu dünyayı ve yazdıklarının taşıdığı ağırlığı bu buluşmaya taşıyarak serinin akışına başka bir yön kazandırıyor; ritmi yerinden oynatan, dinleyende kolay silinmeyen, kalıcı bir tını bırakan bir karşılaşmaya imza atıyor.

 

 

Sahne benim için ikinci bir personayı yansıttığım yer. Müziğin anlatıcısı nasıl bir karakterse, ona o özellikleri yüklediğim; biraz daha tiyatral bir motivasyonla var olduğum bir alan diyebilirim.

 

 

 

 

Soft Analog’un o sıcak–soğuk arası synth dokusu var ya… Bende bazen şiirin nabzı gibi atıyor. Sen kendi sesini ilk ne zaman duydun? Bir kelime mi tuttu kolundan, yoksa bir melodinin tam ortasında “tamam, ben buradayım” dediğin o ince eşik mi kendini hatırlattı?

 

İlk kaydımı lise yıllarında odamda yapmıştım. Tam olarak hatırlamıyorum ama bir şarkıyı coverlamıştım. Kayıtta insanın kendi sesini duyması ilk başta çok farklı ve garip geliyor. Fakat vokali altyapıya yerleştirdiğim anda yaptığım şeyi dinlemek büyük keyif vermişti.

 

 

“Boşluğun İçinde”yi ilk dinlediğimde, şehir bir anda fişi çekilmiş gibi kalıyor. O şarkının ilk kıvılcımını hatırlıyor musun? Şiirde bazen tek bir dize bütün kapıları aralar ya… Sizde o parça hangi anda, hangi iç sarsıntıyla yolunu buldu?

 

Bu şarkı aslında bizim ilk şarkımız sayılır; daha önce bazı demolar vardı fakat finale taşınan ve Soft Analog adıyla çıkan ilk parça oldu. İçimizdekileri ilk kez döküşümüzün, o hevesli başlangıcın şarkısı diyebilirim.

 

Soft Analog’da hep iki kişiyi aşan bir hava var; sanki şarkıların arkasında görünmez bir kalabalık dolaşıyor. Hiç “bunu aslında biz değil, bizimle büyüyen o tayfa yazdı” dediğin oldu mu? Gerçekten sizin dışınızda akıp genişleyen, şarkıları kendi kendine çoğaltan bir enerji hissediyor musun?

 

Şarkılarda bireysel bir anlatım olsa da çoğumuzun deneyimlediği duygulara değinmeyi seviyoruz. Çoğu zaman farklı anlarda aynı hissi paylaştığımız örneklerden yola çıkıyoruz. Bazen bir duyguyu bir ayrılık hikâyesi üzerinden anlatırken, bazen de kurgu bir yaratığın gözünden bir yalnızlığı yorumlamayı seçiyoruz. Belki de bu sayede şarkılar bizim dışımıza taşan bir hâl alıyordur.

 

 

80’ler–90’lar estetiğini bugünün ruhuyla öyle bir harmanlıyorsunuz ki, ortaya hem tanıdık hem de taptaze bir şey çıkıyor. Ben o dönemden bir tını duyunca eski şiir defterlerimin sayfaları açılıyor mesela. Peki senin için o retro damar ne ifade ediyor?

 

Retro damar benim için eski elektronik cihazların—synthlerin—kendi soundu, elektriği ve ısısı demek. Kayıtlarda ve sahnede bu cihazları kullanabildikçe, sesleri o makinelerden geçirerek ilerlediğimiz bir yere yaklaşmak bana gerçekten büyük keyif veriyor.

 

 

“Kaybolur”da hem içte bir sarsıntı hem de çok net bir uyanıklık var. O şarkıyı söylerken sende nasıl bir kapı açılıyor? Sanki o parçayı söylemek için insanın içinden bir ağırlığı bırakması gerekiyor. Sen o anda neyi geride bırakıyorsun; sesin nereye yaslanıyor?

 

“Kaybolur” benim için hayatın gelip geçiciliğini temsil eden bir noktada duruyor. Ama bunu daha pozitif bir yerden, içindeki coşkuyla taşıyan bir şarkı.

 

Synthler, ritimler, Ankara’nın o kendine has dokusu ve kliplerde dolaşan karakterler… Hepsini üst üste koyunca bambaşka bir dünya kuruluyor. Sen sahneye çıktığında müziğe geri dönen biri misin, yoksa sahne senin için kelimelerin sese dönüştüğü daha şiirsel bir alan mı oluyor?

 

Sahne benim için ikinci bir personayı yansıttığım yer. Müziğin anlatıcısı nasıl bir karakterse, ona o özellikleri yüklediğim; biraz daha tiyatral bir motivasyonla var olduğum bir alan diyebilirim.

 

 

Soft Analog sürekli kabuk değiştiriyor ve bazen bu dönüşümün adını şarkılar koyuyor — mesela DANS İLLÜZYON. Sen kendi içindeki değişimi ilk hangi parçada fark ettin? “Burada bende bambaşka bir damar açılmış” dediğin bir an oldu mu?

 

Dans İllüzyon döneminde, albüm üzerinde çalışırken “Beni Saran Bi’ Boşluk”u yazdığım anda içimde başka bir yeri yırttığımı ve kendimi çok daha net ifade etmeye başladığımı hissettim. O kırılma bu şarkıyla birlikte geldi; bu yüzden benim için gerçekten özel.

 

Elektronik dokuların, şehir hızının ve birbirine karışan ses kalabalığının içinde hep merak ettiğim bir şey var: Bir şarkının şiiri sende ilk ne zaman beliriyor? Ve bütün o yaratım yolculuğunun sonunda… Müzik senin hayatında tam olarak hangi anda gerçekten gerekli “hâle” geliyor?

 

Bu süreç bende oldukça iç içe ilerliyor. Günlük hayatın akışında zaman zaman betimlemeler, cümleler ya da konseptler aklıma geliyor ve not alıyorum. Bir demo ile notlarımdan bir cümle uyum sağladığında oradan bir hikâye açılıyor. Bazen de müziğin çağrıştırdıklarıyla bir düşünce akışı başlıyor; mırıldanmalar bir noktada şarkı sözüne dönüşüyor.

Müzik benim için hep gerekliydi diyebilirim; zamanla hem ilhamım hem de kendimi ifade ediş biçimim haline geldi.

 

 

 

Devam edecek…

 

 

 

Görsel Tasarımcı: Umut Durmuşoğlu

Editör: Yunus Erçin Kol

Related posts

Bir yanıt yazın

Required fields are marked *