Bütün hikayeler ayrılıkla başlar
İnsanlar üzülmesin diye dalından kopanlara yaprak diyorlar
Kum saatim savruk, çöl tuttu yollar
Rüzgar var, rüzgar var, rüzgar
Siyah bir ordu taşlıkta muntazır
Limon ağacının gölgesi, yerinde ağardı
Başlar soğuk, taşlar ağır ve asker sağırdı
Hüzünlü limanlardan kalkar gibiler
İçimi acıtan yakılası gemiler
Kalanlara kalanlardan:
“Vedaları sevmem insanlar gibi
Keskin adımlarla gitmem gerekti
Şunu bilin ki insanlar her ne kadar ‘Evet, acımasızım’ dese de cehren
İçlerinden ‘Hayır, ah! Acıma sızım’ diyen bir azınlık her zaman varolagelmiştir’’
Ben yürüdüm, ardımda harabeler birikti
Ben yürüdüm, karşıma hayaletin dikildi
Kar beyaz elbisenle bugün bir başka gülüşün
Çöllerde kaybolan bir aşka düşün
Karlar altında dinlen, güneşte üşü
Yazların yazılmadığı bir diyar, bir yar, düştün
Bütün hikayeler ayrılıkla başlar
Ve gidenlere her daim sofrada bir yer ayrılır
Bundandır kimsesiz sofraların kuşatıcılığı
Gurbet yabancısız ve kimsesizdir
Sana bir ayrılık şarkısı hediye edemem
Sana son bir fotoğraf karesi bırakabilirim
Trajik ama komik olmayan taraflarıyla
Chopin Amca’nın bam teline basan
Ütülü siyah kumaş pantolonuyla dik yürümeyi adet edinmiş bir adamın siyah bir limuzine binerken eğilerek attığı o son adımı
Kitaplar sitayişle anmadı
Kalanlara kalanlardan:
“Gelin şu işin bir adını koyalım
Neden “insanlık” bir değerken “insanlar” kahpe?
Hatta “insan” eşrefi mahlukat, “insanlar” bayağı
Çoğaldıkça pörsümekse kaderimiz,
Biz neye gebeyiz?
İnsanlık başka, insanlar bambaşka
Oyunumuz bu duruma masum isimler bulmaca
Bütün hikayeler ayrılıkla başlar
Sana karlar ülkesinin saltanatını getirdim
Bilmediğin yerler; Açe’ler, geceler ve iki heceler
Ölümden öte yürekte acılar
Yapraklar çatırdarken gölgen uzamakta
Tenhamda tensiz, bir canavar ölmekte
Rüzgar var, dağıldık, azalıyoruz
Bütün hikayelerin ayrılıkla kaim olduğundandır
Kum saatim durmuş, seni bekliyor
Kavuşmak iki zamanın ve iki mekanın denk düşmesi değildir
Ne kadar da garibiz, ne kadar yakınız
Karmaşık rüyalar eşiğinde yalınız
