Ruhsatsız
Söyleşi

SELİN ÇINGIR İLE “İYİ DEĞİL, GEREKLİ MÜZİK” ÜZERİNE | Kadir Tepe

 

Kadir Tepe’nin bir süredir zihninde dolaşan ses fikri, İyi Değil Gerekli Müzik ile daha net ve tutarlı bir zemine yerleşiyor. Seri, müziği arka planda akan bir eşlik olmaktan çıkarıp şiirle temas eden, dikkat ve süre isteyen bir düşünme alanı olarak kuruyor. Hız ve tüketim reflekslerinin karşısına durmayı koyan bu yaklaşım, sesle söz arasındaki ilişkiyi ölçülü ama ısrarlı bir çizgide takip ediyor. Altıncı buluşmanın konuğu müzisyen Selin Çıngır. Çıngır, sesiyle metinleri arasındaki gerilimi bu karşılaşmada belirginleştirerek serinin ritminde hissedilir bir yön değişikliği yaratıyor. Ortaya çıkan karşılaşma; dinleme alışkanlıklarını askıya alan, ritmi yeniden düzenleyen ve dinleyenin zihninde kalıcı bir iz bırakan yoğun bir durak olarak öne çıkıyor.

 

 

Gördüklerim ve hissettiklerim, kendiliğinden sözlere; sözler de ritme ve melodiye dönüşüyor.

 

 

 

 

Selamlar, sevgili Selin. Çok estetik bir giriş oldu; tıpkı zaman zaman içinden geçtiğimiz sıkıntılar gibi akıp gidiyor. Nasılsın? Ben seni aslında önce rüyalarınla tanıdım, “Senin Rüyalarında” ile. O masalsı sesinin kaynağını hep merak ettim. Yaşadığımız çağın gürültüsünden koparıp bizi hiç yaşanmamış diyarlara taşıyan bu ses, senin için bir gereklilik mi? Yoksa içindeki iyiliğin kendiliğinden açığa çıkışından mı doğuyor diyerek başlamak isterim.

Merhabalar sevgili Kadir,

Çok samimi bir başlangıç olmuş. Herkes kadar iyi, herkes kadar kötüyüm. Umarım sen de iyisindir.

Sesime ettiğin güzel sözler için teşekkür ederek başlamak isterim. Aslına bakarsan bunu bir gereklilik olarak görüyorum çünkü sesimin benden öte, benden ziyade bir gerçeklik olduğuna inanıyorum. Hayatta herkesin bir amaçla doğduğunu düşünüyorum ve benim amacım da bugün yaptıklarımla örtüşüyor gibi. Bunun içimdeki iyilikten mi geldiğini bilmiyorum ama müziğimle ve sesimle iyilik taşımak istediğimi biliyorum. Üstelik dünyaya bu şekilde gelişimi ben seçmedim. Bu nedenle bununla övünmeyi yersiz buluyor, bana bunu bahşedene her gün şükranlarımı sunuyorum.

 

Sofar İstanbul’daki Ellerinin İzi performansın… Senin Rüyalarında’dan Günebakana, Açıklara Bir Karadan bir yarışmada söylediğin o şarkıya uzanan çizgide; efsunlu sözlerinin beraberinde getirdiği hayalperest bir söyleyiş tavrın var. Açıkçası, “şiir” ile “şiiri söylemek” arasındaki bağı nasıl kuruyorsun? Bu sesle birlikte söz hangi düzleme taşınıyor; sen, bu iki alanın birbirine dokunduğu yeri nasıl görüyorsun?

Şiirler benim için içinde türlü çeşitli şarkılar taşıyan güzel hikâyeler. Hayatın hikâyeleri. Bu yüzden bazen bir melodiyle vuku buluyor ruhumda. Gördüklerim ve hissettiklerim, kendiliğinden sözlere; sözler de ritme ve melodiye dönüşüyor. Bu süreç bana oldukça doğal ve kolay geliyor. Çünkü olanı olduğu gibi duymaktan başka bir çabam yok.

 

Hemşirelikten sanata uzanan o yol… İnsan bazen doğduğu yerle kurduğu bağdan, bazen de yaşadığı çağın dayattığı gerekliliklerden sıyrılmak ister. Senin için bu kurtuluşun kapısı gerçekten sanat mı, sevgili Selin? Sanat, seni yüklerinden arındıran bir alan mı yoksa kendi iç sesine yeniden kavuştuğun, kendini kurduğun bir zemin mi?

Bu sorunun cevabı ikisinin de içinde saklı. Müzik hem benim güvenli limanım hem de dilini yalnızca benim bildiğim bir ifade biçimi. Kendimi sanat yoluyla dışa vuramasaydım, belki de bambaşka bir Selin etki edecekti dünyanın yörüngesine. Hayat amacını bulmuş biri olarak dünyaya dahil olmak, beni hayata daha bağlı bir insan haline getirdi. Dinlemek, izlemek, yazmak ve üretmek; kendimi tanımaya ve hayatı anlamlandırmaya beni her gün biraz daha yaklaştırdı. Var olmayı hücrelerime kadar hissettiğim anları bana bahşeden zemin müzik.

 

Bestelerinden gördüğüm kadarıyla, şiiri ve o sesi iyi bilen bir sanatçısın. Sözle müzik arasındaki ilişkiyi kurarken nasıl bir içsel güzergâh izliyorsun? Seni harekete geçiren şey “öteki ses”in izini sürmek mi, yoksa yalnızlığın kendi içinde açtığı dolambaçlardan geçmek mi? Bu bağın arkasında nasıl bir düşünsel yöneliş, nasıl bir poetika duruyor? Seni besleyen, ürettiğin dünyayı ayakta tutan o felsefi damar tam olarak nereden akıyor?

Okumayı öğrendiğim andan itibaren kitaplarla güçlü bir bağ kurdum. Vakit buldukça kelimelerle ilişkimi sürdürdüm; yalnız kaldıkça dünya ve yaşam üzerine düşünmeye yöneldim. Dünya ve yaşam bana ilham veren en temel kaynaklar. Bazen de sürrealist bir tablo kurmak istiyorum. Müzik, tam bu noktada ilahi bir şekilde benim ruhuma iniyor. Kelimeler melodileri doğuruyor; ben de bunun nasıl gerçekleştiğini çoğu zaman tam olarak bilmiyorum.

 

“Bir başkasının yazdığı şeyi okumayı, seslendirmeyi çok tercih etmem,” diyorsun. “Çünkü herkesin duygusunun kendine özel olduğuna inanıyorum,” cümlen de bunun altını çiziyor. Burada seni asıl durduran şey ne? Duygunun kişiye özgü alanını koruma ihtiyacı mı, yoksa sanatçının kendi iç sesini savunma refleksi mi? Bu tavır bana bütünüyle Ruhsatsız bir duruşu hatırlatıyor. Sence bu tercih, kimliğini kuran temel noktalardan biri mi? 

Bu cümleyi kurarken benliğin özgünlüğü ve deneyimin tekliği üzerine düşünmüştüm. Sonrasında bu fikir üzerine daha fazla düşünme fırsatım oldu ve zamanla biraz esnediğini fark ettim. Çünkü sonunda bizi birbirimize bağlayan şeyin deneyimlerimizin farklılığı değil, duygularımızın ortaklığı olduğunu düşünüyorum. Yine de benim ruhumdan çıkanın çalarken en çok beni; bir başkasının ruhundan çıkanın da en çok onu etkilediğine inanıyorum.

Elbette ‘yazdığım şeyleri yalnızca ben söylemeliyim ki anlam bulsun’ gibi bir düşüncem yok.

 

Sözün ve müziğinle şiir yolculuğuma açtığın pencere için teşekkür ederim. Şimdi Sofar İstanbul’un bir çekiminde olduğumuzu düşün; bu sohbetin ritmine, sorularla açılan alanlara ve senin o kendine özgü tonuna bakınca, hangi bestenin bu ana en çok yakışacağını düşünürdün? İçinden ilk yükselen parça ne olurdu ve neden?

Bu güzel röportaj için ben de çok teşekkür ederim Kadir.

Sofar İstanbul performansım, ilk canlı kaydedilen performansım olduğu için benim için çok özel. Orada kendimi biraz toy buluyorum. Yeniden orada olsam sanırım Günebakan’ı söylemek isterdim. Hep birlikte söylendiğinde çok iyi hissettiren ve bana güç veren bir şarkı olduğu için.

Sevgiler

 

 

Devam edecek…

 

 

Görsel Tasarımcı: Umut Durmuşoğlu
Editör: Yunus Erçin Kol

Related posts

DOĞAN DURU İLE “İYİ DEĞİL GEREKLİ MÜZİK” ÜZERİNE | Kadir Tepe

Ruhsatsız
3 ay ago

“RUHSATSIZ” BULUŞMALARI (I) | Can Ülgen-Berat Korkmaz

Ruhsatsız
10 ay ago

BİRKAN NASUHOĞLU İLE “İYİ DEĞİL, GEREKLİ MÜZİK” ÜZERİNE | Kadir Tepe

Ruhsatsız
2 ay ago
Exit mobile version