Ağzımda çakıl taşları lâm ve ra’yı tekrar ederken…
Evet efendim
dansa kaldırılmayı hoşgörmedim
semizlenmiş topuklarım gres yağı kokar
bu kumanyası bitmiş bir harbin arka perdesi
hatta olmayan cesetlerin cinayeti çözülür bu çağda
birazda caddelerde korna sesi
Narin şakaklarım bir cengin kahrını çekmek de
bu ne ilk olacak ne de son
zaten aynı itikadda cehennemde mevsimler
gül, nergis, fesleğen bilmem kaçıncı kapıda bunlar
Tetik düşüren ilhamın yol verdiği ayaklanmalar
hoyratça savrulan üvey saçlarımı okşar
evet cânım efendim
gözlerdeki kımıltıyı dindiren humma ateşi
omuzumda tepme yapan tüfekle birlikte
çocuklarını emziren anneler korkuyor
kuyu diplerinde miğfer başlarından su içerek
hakları
haklarım
haklarımız, soğuk giyotin çeliğine sarılmış
ve hep bir ağızdan bağırıyor çocuklar
hâzâ et-tarîk âmin
Her ne kadar gammaz olmasam da
çıplak bir durgunlukla söylemediğim ne kaldı size
toprağın ince uğultusunu duymuyorlar bir türlü
konfederasyon trendini kaçırmak ürkütüyor onları
çok düşünceli ve endişe dolular marsa koloni kuramayınca
birde sarrafın laktozsuz mucizevi yalanını yutuyorlar
Sendeleyip düşmekten yorgun dizlerim
nicedir kavramaz gökyüzünde boşananı
ne zaman söylensem doğum lekesi diye adlandırıldı
evet efendim
tenimde kuruyan o ilk balçık
lisan karanlığını taşır zamana
iştahla yontulup içime tünemişse argolar
kurtulmuştur kekeme gölgelerin hüznünden
birde yeise düşmüş atların her biri kefaretimi ödemese
rahmin içinde rehin kalırdım belkide
artık bana bir kıvrımı nokta kıl
hallerim hallerine müntesip
Ey bana söyletilmeyen söz
ey kanıma zerk edilen
ey cânım efendim
medet umulan düşleri reddediyorum
reddediyorum kara davulların metanetini
reddediyorum hurma kütüğüne benzemeyen başımı
titrek bedenim eylem talimine hazır değil
nobran bakışlarım ölürken karşında soruyorum
bir yabancı gibi bürde ile mi karşılardın beni ?
görmediğim latif suretine bakıp yeniden çapaklansın gözlerim.
Ve bir veliaht bekliyorum kendine düşman namluya dost
Allah, efendim ve yar