mevcut ve muhtemel bütün duygulardan kırpılarak beslenen diabetik bir umut, gitmelerden terk edişi, vazgeçişi ve pes edişi birbirinden ayıramadığından beri dünya, sanki yaratıldığından bu yana tahta kurusu dolu bir yatakta uzanıyormuş da vakitsizce bir anda hızla kalktığında başı nasıl dönüyorsa insanın, öyle, yörüngesinden çıkmaya zorlamakta kendini.
filtrelerin sürüsüne bereketse de kimsenin süzgeci yok zihninde. fason mucizelerin kendine vitrin bulma derdi bu. delisi olmayan zamanın akıl yitimi de isabettir.
oturulan yerden milyarlarca kilometre yakmanın ilahilerinin, kendini toparlama ezgilerinin ve milsiz ha gayret marşlarının hit olduğu alternatif olmayan bu evrende, beklemenin bir fiil olduğuna söke söke inanmak için yeni bir eylem türü gerektir.
krala çıplak diyen, minareye yamuk diyen aynı çocuk. göğsümü hak eden bitiş çizgisini boynuma doladım, ayaklarım yerden kesildi, göster bundaki yanlışı da kahkahalarla.
Var mısın yok yere ağlamaya